Sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz

2020 yılında modern zamanların en büyük küresel krizlerini yaşadık. Hemen herkes 2020 nin bir an önce gitmesini ve 2021 de bütün kötülüklerin bitmesini diledi. Oysa yaşananların zamanla hiçbir ilgisi yoktu ve yaşadıklarımızın tek sorumlusu insandı. Zaman sonsuzdur, onu gezegenlerin ve yıldızların hareketlerine göre ve yaşamı bir düzene sokmak amacıyla bölümlere biz ayırdık. Şimdi de yaşadığımız sıkıntıların suçunu zamana atarak kendimizi aklamaya çalışıyoruz. Yani 2020 suçsuzdu 2021 de suçsuz olacak. Ama zamanlara güzellik katmak bizlerin evrene sahip çıkmasıyla olacak. 2021 için ilettiğimiz dileklerin gerçekleşmesi bizim ellerimizde ama tam da bu nedenle gerçekleşeceğinden şüpheliyiz. İnsan, hırsları ve ihtirasları yüzünden ve ‘’her şey insan için’’ anlayışı nedeniyle tabiatın bir parçası olduğunu unuttu. Tabiata egemen olabileceğini sandı. Bütün dünyada toplam ağırlığı bir gram olan ve yaşamı alt üst eden Koronavirüs, tabiata karşı insanın ne kadar güçsüz olduğunu bir kez daha bizlere gösterdi. Ancak kar uğruna tabiatı talan edenin, kapitalist sistemin dev küresel şirketlerinin olduğu bilinmesine rağmen bu talanın bedelini dünya halkları ödüyor. Kapitalist sistemin üretim ve tüketim ilişkileri dünyada yaşanan bütün krizlerin temel nedenidir. Dünyadaki açlığın, yoksulluğun, savaşların, doğa olaylarının afete dönüşmesinin en önemli nedeni bu üretim tüketim ilişkisi kapsamındaki uygulamalardır. Büyük bir kriz içinde olan sistemin krizi coronavirüs salgınıyla beraber daha da derinleşmiş ve sürdürülebilirliği kalmamıştır. Bu nedenle belki de 2021 yılı, tabiatın ve insanın sömürülmesine dayanan kapitalist sistemin sonunun başlangıcı olacaktır. Şu anda Pandemi sürecini dünya siyasetini de yönlendiren bilim dünyası ve ilaç tekelleri belirliyor. Bu sistemde ayrıca bilimin de insanlığa değil, küresel şirketlere hizmet ettiğini gördük. Coronavirüsle mücadelede bilim insanları büyük uğraşlar verirken, aşı çalışmaları yaparken, rekabete giren ilaç tekelleri büyük paralar kazanıyor. Örneğin çok yakından tanıdığımız BioNTech şirketinin kurucusu Uğur Şahin dünyadaki milyarder doktorlar listesine girdi. Bizler hangi aşıyla hayatta kalabileceğimizi düşünürken, onlar hangi pazarlama yöntemiyle daha çok kar edebileceklerini düşünüyor. Onlarca yoksul ülke şirketlerin kar hırsı nedeniyle aşıya ulaşamayacak. Birçok ülkede ise aşı karşıtlığının bir nedeni belki de bilime güvensizlikten değil, bu şirketlere güvensizlikten kaynaklanıyor. Dünyadaki gelişmelerle ilgili büyük resim böyle görünürken, ülkelerdeki ve ülkemizdeki gelişmeler ne durumda acaba? Küresel ekonomik kriz doğal olarak ülkemizde de etkisini gösteriyor. ABD’de kriz çok daha yıkıcı olurken, işsizlik, yoksulluk, açlık ve evsizlik milyonlarca insanı derinden etkilerken, ülkemizde aile içi ve toplumsal dayanışma krizin yıkıcı etkisini azaltıyor. Ancak gerek ABD ve benzeri ülkelerde gerekse ülkemizde en çok etkilenen kesim orta sınıf oldu. 1990 lı yıllarda altın çağını yaşayan orta sınıf artık eski günlerine dönemeyebilir. Şirketlerde üst düzey görev yapan ve yüksek maaşlar alan üst orta sınıf, artık modaya uymak adına haftada bir kıyafet yenileyemeyecek, alıştığı lüks mekânlarda yiyip içemeyecek, her hafta lüks tatil köylerinde tatil yapamayacak. Bu nedenle en çok da bu sınıfın sesi çıkıyor. Tüketim çılgınlığıyla sistemi ayakta tutan bu sınıfa bilimin ve teknolojinin gelişmesi nedeniyle artık sistemin de ihtiyacı kalmadı. Corona salgınında ülkemizde her vatandaş sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalandı. Oysa bazı gelişmiş ülkelerde özellikle yaşlı bakımevlerinde insanların günler sonra ölüleri toplandı. Salgınla mücadelede sadece ekonomik menfaatler gözetilmedi, insan yaşamına da önem verildi. Aşıya ulaşımda da aynı başarının devam edeceğini umuyoruz. Salgınla öğrendiğimiz bir geçeklik de ben yerine biz olmayı öğrenmek oldu. Bireysel özgürlükten taviz vermek istemeyen batılı ülkeler salgının yayılmasını önleyemezken, Çin, Japonya, Yeni Zelanda, Küba gibi kolektivist anlayıştaki ülkeler salgını kısa sürede kontrol altına aldı. Salgın bireysel değil hep birlikte alınacak önlemlerle kontrol altına alınabilir gerçeğini anladık. Bizde de iki anlayış arasında bir süreç yönetiliyor. İktidarın beğenelim ya da beğenmeyelim gerek ekonomik krizle, gerekse corona kriziyle mücadelede bir politikası bulunuyor. Muhalefet ise yeni bir ekonomi modeli ya da farklı bir coronoyla mücadele politikası geliştiremiyor. Muhalefette yer alan partiler, kapitalizmin küresel krizi karşısında nasıl bir ekonomik sistem öngörüyor? Genellikle muhalefetin, politika üretmek yerine bireysel polemiklerle muhalefet yaptığını görüyoruz. Oysa toplum sorunların başka bir çözümü olup olmadığını görmek istiyor. Sonuç olarak görünen o ki yaşadığımız sorunlar insanın insanla, insanın tabiatla, insanın hayvanlarla kurduğu ilişkinin çarpıklığından kaynaklanıyor. Bizler vatandaşlar olarak doğanın talanına, hayvanların yaşamına müdahale etmeye, nesillerini yok etmeye son vermeli, yönetenlerden de bunu talep etmeliyiz. Mükemmel yaratılmış bir dünyayı kendi ellerimizle yok etmeyelim. 2021 evrene ve yaşadığımız gezegene sahip çıkacağımız bir yıl olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir