Sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz

Yeni güne merhaba Yerasimos ve ibn Haldun dan bahsetmek gerekir diye düşünüyorum genç kuşaklaraGeçmişten aktarımla gelen bilgileri ideolojik tarafsız olarak sunmak gerek okura . PROF. DR. Stefanos Yerasimos’un (ölüm 2005)vicdanlarda özgür ve bağımsız tarihçi olarak yer ettiğine inanmış insanlardan biriyim.2002 de Türkiye Bilimler akademisinin, Akademi konferansları çerçevesinde yapmış olduğu bir konuşma metniyle tanıştım.2005 yılında vefat eden bu akademisyenin bir makalesi ile hakkında fikir sahibi olmam şüphesiz izaha muhtaç bir hâldir.Ancak Ortaylı hocanın da kanaatleri bu yöndedir.Benim için değer ifade eden ”tarih” dediğimiz disipline nasıl baktığıdır.Başka bir ifade ile, kendini peşinen bloke etmiş; bir döneme, bir isme, bir millete tek merkezden yaklaşan tarihçi hiç ilgimi çekmemiştir.Analitik sorgulamanın olmadığı ya tümden kabul ya tümden ret tarihçiliği karşımıza,a- Septik(aşırı şüpheci) b- Apologist (tarihi olayları inkâr eden) c- Apolojetik( savunmacı) gözle okuyan anlayışı çıkarmaktadır .Bu bizdeki resmi Tarihçiliğe tekabül eder .Stefanos bir başka tarihçilik örneği daha verir. ”SELEKTİF” tarihçilik.Tarihçinin seçici olarak, kendi tezini kuvvetlendirecek delilleri seçerek arayıp bulma tarihçiliği. Ve şöyle der; ”yani tarih, olayları belli bir neden sonuç ilişkisi içinde anlatan, kendi içinde bir tutarlılığı olan bir tüm olmaktan çıkıp, herkesin, hukuk ya da hukuk vari argümantasyonuna uygun düşecek kanıtları çekip çıkardığı bir belge ambarı olarak kullanılmakta ve böylece tarih hukukun tutsağı olmakta.”… ”Hukukun amacı bir şeyi kanıtlamak, tarihin ise izah etmektir.Hukuk yargılar; oysa tarih değer yargısından uzak durur.Temel amacı bir neden sonuç ilişkisi içinde olayları gerçeklere mümkün olduğu kadar yaklaşarak göz önüne sermek ve değer yargısını okuyucuya bırakmak”… Özetle tarih; işimize gelen belgeleri tozlu raflardan indirip gün yüzüne çıkartılan bir depo bir ambar değildir.Çünkü günün birinde işimize gelmeyecek hakikatleri, karşı argüman olarak kullanacak ve karşımıza çıkaracak birileri çıkacaktır ve çıkmaktadır.O zamanda olayları inkâr ederek, yok sayarak bir yerlere varmamız mümkün olmayacaktır. İbn-i Haldun da 732/1332- 808/1406 Mukaddimesinde tarihe niçin Yalan karıştırılma ihtiyacı duyulduğunu şöyle anlatır.Bunlardan biri koşulsuz itaattir.Bir görüşe bir ideolojiye sımsıkı bağlılıktır.Buna mezheplere aşırı bağlılığı da ilave eder.(Mukaddime .S. Uludağ1.cilt sh/250)Bir ikinci neden; o haberi nakledenlere aşırı güvendir.Onları “mevsuk” kabul ederek akıl yürütmeden tenkit etmeden koşulsuz kabul eder.Bir başka neden nakledilen haberlerdeki dikkatsizliktir.Maksadın bilinmediği, kendi zan ve yorum katılarak aktarıldığı haberlerde yönlendirme ve şartlandırma vardır.Bir başka neden; habercilerin, haberleri, olayları, birbirine karıştırmasıdır. İbn-i Haldun “halkın makam ve yüksek rütbe sahiplerine onları meth u sena ederek kendilerine ahvali güzel göstererek şan ve şöhretlerini yayarak onlara yaklaşmak ve yaranmak istemeleridir.” der.(Sh-254) Haldun, çok önemli gördüğü, tenkit işlemini tarihi ve günlük haberlere yapılarak doğrunun yanlıştan ayrılması gerektiğini belirtir. “TEMHİSUL-HABER VE’L-İNTİKAD”=Temhis,bir şeyin aslını özünü, cevherini bulup çıkartmaktır. İntikad ise ;tenkit etmektir. İbn-i Halduna göre; tarihçi açısından bir haberin nakli, akıl süzgecinden geçtikten ve tenkite tabi tutulduktan sonra, sağlıklı bilginin, sonraki nesillere aktarımı mümkün olmaktadır. Ör; falanca ovada, 2500 kişilik iki grup savaşa tutulmuştur şeklinde gelen bir haberin, tarihçi tarafından olduğu gibi aktarılması doğru değildir.Çünkü bahsedilen ve savaşın geçtiği ovanın metrekaresi 2500 kişiden 5000 kişiyi alabilecek bir durumda mıdır?Tarihçi; bu haberi tenkite tabi tutsa, bu rakamın abartılı olduğunu okuyucuya duyuracaktır. Aksi takdirde bu rakam asırlarca el değiştirip gidecektir.Tarihi rivayetlerin ve haberlerin doğru kabul edilmesinin ön şartı imkânsız olmamalarıdır. Ona göre Ehl-i nazar ve ehl-i eser denilen hadis alimleri bile bu duruma dikkat etmemişlerdir. Gerçekten birçok mevzu hadisin bu gün hala serviste olması bunun bir delilidir.İbn-İ Haldun; Mesudi’nin (tarihçi)İskender konusunda naklettiği bir olayı eleştirir.“mesudi,denizde yaşayan hayvanların, İskenderiye şehrini inşa etmeye karar veren İskender’e nasıl mani olduklarını, İskender’in camdan bir sandığı nasıl yaptırdığını, bu sandıkla deniz hayvanlarının o şeytani suretlerini görecek derecede denizin dibine kadar daldığını, sonra gördüğü bu hayvan suretlerinin madenlerden heykellerini yaptırarak bu heykelleri meydanlara diktirdiğini, denizden çıkan hayvanların bu heykelleri görüp kaçtığını ve suretle İskender’in şehrin yapımına devam ettiğini, uzunca bir şekilde anlatır”İbn-Haldun; bu olayın imkansızlığını ortaya koyar ve şöyle der;”Evvela İskender’in camdan bir tabut veya sandık yaptırması imkansızdır, bu cürmü ile deniz ve dalgalarla müsademe etmesi imkansızdır. Sonra bir hükümdar kendini böyle bir tehlikeye atamaz…..”Sh/255-256)Yerasimosun ve ibn-Haldun’un bakışı, doğru ve tarafsız bir tarihçiliğin, sonraki nesillere, neyi bırakacağı konusunda yeterli ipucu veriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir