Sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz

CCXV

         BOŞ → bir tabut taşıyoruz. Tabut boş ama gittikçe ağırlaşıyor. İçinde bir ölü olsa daha                 anlamlı olurdu bu ağırlık. Tabut hem boş, hem ağır. Tabutumuz var, içinde ölü yok. Boş olmasına rağmen taşımakta zorlanıyoruz bu tabutu. Anlamsızlık böyle bir ağırlık olsa gerek. Yüklenmişiz bir yığın anlamsızlığı, ıkına sıkına, ezile büzüle taşınıyoruz. Nereye, ne için belli değil. hedef yok, yön yok, ölümüz yok, sadece kurşun gibi ağırlaşan, omuzlarımızı un ufak eden, boş bir tabut… 

CCXVI.

BOŞLUKTA yaşıyoruz. Sosyal + toplumsal + siyasal + ekonomik hayatımızda boşluktayız. Boşuboşunanın boşlıuğunu yaşamaktayız. Kuşaklar arası köprüler yıkılmış. Toplumsal yaşamın olmazsa olmazı devamlılık zinciri kopmuş. Kırılmalar herkesi, her şeyi boşlukta bırakmış. Dün yok + yarın belirsiz + bu gün ise kim kime dum duma. Toplumsal hafıza dumura uğramış. Diziler + filmler + görsel etkinlikler, fantastik bir yanılsama sadece. Toplumsal hafızanın daha radikal etkinliklerle canlandırılması, doldurulması gerekiyor. Yıkılan köprüler onarılmalı. Kültürel birikimi + tarihi ölü olan bir toplum kendini yaşayamaz. Ölen bir tarih o toplumun sırtında taşınmaz bir yüktür. İçinde ölü olmayan boş bir tabut gibi…

CCXVII.

AYNANIZ var mı?.. Kendi kendiniz hesaba çekecek, kendinizle hesaplaşabileceğiniz, kendi kendinizi sorguya çekip mahkum edebileceğiniz  ya da kendi kendinizi onurlandıracağınız bir aynanız var mı?.. yok mu ?.. yazık size. Sizi kim hizaya çekecek o zaman.

CCXVIII.

İDEOLOJİ idealin dayatmaya bürünmüş sosyolojik bir adıdır. Dayatmanın bir takım felsefi söylemlerin ardında kendini açık etmeme kurnazlığı. İdeoloji adını alan tüm idealler insanı politize edilebilir bir yaratığa dönüştürme hedefindedir. Bireyi standart kalıba sokmanın dayatmasıdır ideolojiler. Tüm ideolojiler birbirleri içindirler, renkleri + söylemleri farklı olsa da. Biri diğerini doğurur. Biri diğerine gebe olma görevini üstlenir. Hepsi birbirlerinin zeminini oluşturur. Birbirlerine alternatif görünmeleri aldatıcıdır. Hepsinin ortak yanı dayatmalardır. Birbirleri için hazırladıkları zeminlerde insanlığı paylaşırlar. İnsanlığı birbirlerine pas ederler. Biri toprağı sürer + diğeri sürülen toprağa kendi filizini eker + ekilen filizlere diğeri gübre verir su verir. Bu kısır devran paslaşmalarla devam eder. Bütün ideolojiler ayaklarını diktatörlüğün zemininde tutmak zorundadırlar. Bu kişi olur sınıf olur parlamento olur askeri olur. Her ne biçim olursa olsun bu dayatma unsurları ideolojilerin olmazsa olmazıdır. Çünkü her kafadan çıkan seslerle dolu bir toplumda ne devrim yapılabilir, ne de dönüşüm.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir