Sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilirsiniz

                                         SİSTEMİN GÜNAHKAR YAĞLAMACILARI

             Ülkemizdeki SON GÜNDEM, İyi Parti Genel başkanı Sayın Meral Akşener’e söylenen malum “Fosforlu Cevriye” benzetmesi.  Sayın Akşener, bu yakıştırmayı yapan veya yaptıran siyasilere gereken cevabı meclis grup toplantısında tabiri yerindeyse “ Erkekçe”  üstelik muhataplarını Allah’a şikâyet ederek verdi.  Bir ülkücü olarak yaşananlardan gerçekten çok üzgünüm. Sayın Akşener’i siyaseten dilediğiniz kadar eleştirebilirsiniz. Buna hiç bir diyeceğim yok. Ancak bu sözün siyasi eleştiriyle uzaktan yakından ilgisi yok. Düşmanına bile kalleşçe değil mertçe davranan bir milletin mensuplarıyız.  40-50 yıl önce Ülkücü büyüklerimiz tarafından bize “Vatan Sana Canım Feda ”  inancı aşılanırken Türk, İslam kültürü içinde böylesine çirkin ve seviyesiz söz söyleme, daha da ötesi iftira atma bir hiç şekilde öğretilmedi.  Demem o ki bu lafı söyleyenlerde veya söyleyene alkış tutanlarda Allah Korkusu olsaydı böyle bir iftira zaten atılmazdı. Türkçede “Kötü söz sahibe aittir “ diye güzel bir söz vardır. Öyle ya söz söyleme insanın iç aleminin dışa vurumudur. Biliyoruz ki güzel söz gönül alan, onur kırmayan, hak ve doğruyu gösteren sözlerin tümüdür. Kötü söz ise bunların tam tersi.  Yani gönül yaralayan, onur kıran, haksız ve yanlışa sevk eden sözdür.  Bu nedenledir ki kötü söz söyleyen kişinin ahlakı ve kalbi kötüdür. İslam dini  bize insanlarla hoş diyaloglar içinde olmamızı, kalp kırmamamızı, kötü söz söylemememiz emrediyor. Yüce Allah İsra Suresinin 53. Ayetinde şöyle buyuruyor. “Kullarıma,  sözün en güzel olanını konuşmalarını söyle. Çünkü şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır”. Şurası tartışmasızdır ki fertler arasında sevginin, hak ve doğrunun üstün tutulması, nefret ve düşmanlığın giderilmesi ancak hakka uygun sözlerle mümkün olmaktadır. Bu konuda Peygamber efendimiz bir hadisinde “Mümin dil uzatıcı değildir, lanet okuyucu değildir, kötü iş yapan değildir, kötü söz söyleyen değildir.” diye buyuruyor. 

          Bu konudaki düşüncelerim kısaca böyle. Yazıma  “Ülkemizdeki son gündem” diye başlamıştım. Kaldığım yerden devam edeyim. Öyle ya dünyada Türkiye kadar gündemin hızla değiştiği bir başka ülke var mı? Gerçekten merak ediyorum.  İçinden geçtiğimiz süreçte hepimizi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen başta sağlık olmak üzere siyaset, terör, ekonomi, yolsuzluk ve kadına şiddet gibi hemen her konuda gündeme yetişebilene aşk olsun. Böylesine hızla değişen gündemle ilgili olarak yapabildiğimiz tek şey ne yazık ki “ Vay anasına… Yok artık… Bu kadarda olmaz “ gibi verdiğimiz bir iki kelimelik tepkiden başka bir şey değil.  Mademki konulara yetişemiyor ve yeterince tartışıp değerlendirme yapamıyorsak burada üzerinde kafa yormamız gereken tek bir şey kalıyor o da böylesine hızla değişen gündemi ve konuları kimin belirlediği ve bu durumun kimin işine yaradığıdır.  Siyasi bakış açısı farklı olan hemen her okurun, hızla akan gündemin kimin işine yarayıp yaramadığı konusunda yapacağım yorumlara gerçek veya çarptırma demesini normal karşılarım. Ancak şunda hiç kuşku yok ki gündemin belirlenmesi ve bu kadar hızlı değişmesinin kimin işine yaradığı? Sorusunun cevabı, Türkiye’nin önünü kesmek amacıyla sistemi yönetmek üzere görevlendirilenlerle bu sistemden geçinenlerdir

        Sistemden geçinenler oldukça geniş bir kavram. Benim burada bahsettiğim sistemden geçinenler, hemen her düzeyde kişisel veya yakın çevresel olarak maddi amaçlı sisteme yapışmış veya teknik ifadeyle entegre olmuşlar kişilerdir. Bu kişiler kategorik olarak üst düzeyde veya daha alt düzeyde grev almış kişiler olabilir. Üstelik farklı görüşteki her kes sisteme entegre olmuş ve oradan geçiniyor da olabilir ama benim burada kastettiğim entegre yani yapışma veya geçinme kavramı, liyakate dayalı olmayan, alın teri dökmeyen ve o görevi gerçekten hak edeni eliyle itip kendisine ve yakınına yol açan, yani harama dayalı sisteme entegre olanlarla ilgilidir. Anadolu tabiriyle o yapışan ve geçinenlerin “Tuzu kurudur”. Onların yatağa aç giren çocukları yoktur. Onların doğalgaz, elektrik ve su faturası, kira, telefon internet ödemesi gibi bir sıkıntıları yoktur. Zira onlar o faturalarını hak edilmemiş bir maaşın yattığı veya hak edilmemiş bir istihkakın tahsil edildiği banka hesabından otomatik ödeme talimatı ile ödeyenlerdir. Yakinen tanıdığım, eminim pek çoğumuzun da benzer şekilde bildiği sisteme entegre olmuş ve oradan geçinen öyle kişiler var ki  işi gücü bırakmış sabahtan akşama kadar sosyal medyada amirine, milletvekiline ve mensubu siyasi görüş temsilcilerine yağlama yaparken kendisi gibi düşünmeyenleri yerden yere vuruyor. O göreve yapışanlar çok iyi biliyorlar ki bahsettiğim bu yağlamayı zamanında ve yeterli miktarda yapmazlar ise kendisinin yerine sisteme yapışmak üzere sırada bekleyen onlarca kişi var.  Peki, gündemin belirlenmesi ve hızlı değişmesi, yapışan ve geçinen bu kişilerin işine neden geliyor? Bununda cevabı çok basit.  Gündem değişmez ve her yönüyle araştırılıp tartışılmaya başlanırsa sisteme yapışan ve sistemden geçinenlerin gerçek yüzleri ortaya çıkmaya başlanır da ondan. “Fosforlu Cevriye” yakıştırmasının gündeme taşınmasını da ben bu açıdan değerlendiriyorum.  Allaha emanet olun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir